İns­an ola­rak en temel ihti­yaç­la­rı­mız­dan biri de hayal kur­mak­tır. Hayal­ler bizi hedef­le­re götü­ren araç­lar­dır. Bu neden­le hayal kur­mak genel kabu­lün aksi­ne iyim­ser­lik ya da uça­rı­lık değil ihti­yaç­tır. Bir­çok icat ve yeni­lik kuru­lan hayal­le­rin sonu­cun­da orta­ya kon­muş­tur. Eğer Hezar­fen o kanat­lar­la uçma­ya çalış­ma­say­dı ya da Laga­ri “Beş Kol­lu” ile dal­ma­say­dı, ufuk­la­rı­mız­da ve zihin­le­ri­miz­de uçak ya da deni­zal­tı kav­ram­la­rı bel­ki de olma­ya­cak­tı. Hayal kur­mak ihti­yaç­tır hem de çok önem­li bir ihti­yaç.

İlk­ok­ul gru­bu çocuk­la­rı­mı­zın hayal­le­ri genel­de üto­pik, eri­şil­me­si güç ya da imkan­sız, man­tık­sız ya da ola­sı­lık­sız görü­nür. Çün­kü küçük yaş­lar­da iyi işlen­miş bir hayal gücü, sınır­sız üre­tim kapa­si­te­si­ne sahip­tir. Her şeyin for­mu­nu değiş­ti­rip yep­ye­ni bir for­ma soka­bi­lir. Söz­ge­li­mi bir yen­ge­ci size dok­tor for­mun­da tanı­ta­bi­lir. Bunun da temel nede­ni ‑ve tabii ola­nı- zihin­sel etkin­lik­le­ri­nin faz­la ve henüz dün­ya­lık işler­le kir­len­me­miş olma­sı­dır. Geçim kay­gı­sı, ev işle­ri, gün­lük rutin­ler henüz otur­ma­mış­tır onlar­da. Bu neden­le de hayal­le­ri­ni kurar­ken kay­gı­la­rı ya da rutin­le­ri yok­tur. Bek­len­ti­le­ri de buna göre şekil­le­nir. Bir kol­tu­ğun aynı zaman­da ev içe­ri­sin­de hare­ket ede­bi­len bir taşı­ma ara­cı­na dönü­şe­bil­me­si, bir ütü­nün ken­di başı­na çalı­şa­bil­me­si, bir kapı­nın için­den geçen kişi­ye göre renk değiş­tir­me­si ya da ses çıkar­ma­sı gibi kimi­ne göre uçuk bek­len­ti­le­ri ola­bi­lir. Kula­ğa ne kadar ilginç bel­ki de gerek­siz geli­yor değil mi?

Peki ya bizim onlar­dan bek­len­ti­le­ri­miz???

Henüz ken­di ihti­yaç­la­rı­nı ken­di başı­na kar­şı­la­ya­ma­yan bir insan­dan her şeyi kusur­suz yap­ma­sı­nı bek­le­mek ne kadar man­tık­lı. Ver­di­ği­miz hayal ürü­nü icat­lar ne kadar man­tık­lı ise bu düşün­ce de o kadar man­tık­lı. Bek­len­ti­le­ri­mi­zi doğ­ru koşul­lar­da ve doğ­ru yön­tem­ler­le belir­le­mez­sek uçan halı­lar­la dün­ya turu­na çık­ma­yı hayal etmiş olu­ruz. Yedi, sekiz yaş­la­rın­da­ki bebe­ler­den (tabi­ri mazur görün) kusur­suz birer insan olma­la­rı­nı bek­le­mek, yete­nek­le­ri­ne değil de istek­le­ri­mi­ze göre ürün­ler çıkar­ma­la­rı­nı iste­mek hayal­pe­rest­lik­tir. Bek­len­ti­le­ri­miz eli­miz­de­ki­ler­le uyum­lu olma­lı­dır. Her çocuk­tan aynı dere­ce­de aka­de­mik bece­ri ya da aynı düzey­de tasa­rım bece­ri­si bek­le­ye­me­yiz. Müzi­kal bece­ri­ler ser­gi­le­me­le­ri­ni iste­ye­me­yiz. Teş­vik ede­bi­lir miyiz, elbet­te. Ancak ürün­le ilgi­li hayal kur­ma­mak kay­dıy­la… Gör­sel sanat­lar der­sin­de genel­de hayal­le­ri­mi­zi çizi­yo­ruz. Çün­kü gör­sel tasa­rım bir bece­ri­dir ve her­kes­te olmak zorun­da değil­dir. Bu neden­le çizi­len her çiz­gi değer­li­dir. İlla “Mona Lisa” ben­ze­ri sofis­ti­ke eser­ler gör­me­mi­ze gerek yok, çocu­ğu­mu­zun haya­li­ni gör­sek yeter.

Bek­len­ti­yi çok düşük tut­mak da doğ­ru değil. Zira bu defa da çocu­ğu­mu­zun potan­si­ye­li­ni gör­me­mi­zi engel­le­miş olu­ruz. Eli­miz­de bir Eins­te­in olma­ya­bi­lir ama en azın­dan ken­di potan­si­ye­li­ni orta­ya koya­bi­lecek bir bek­len­ti üret­me­li­yiz. Niha­ye­tin­de okul duva­rı­mı­za da yaz­dı­ğı­mız gibi “Balık­la­rı uçma­ya, kuş­la­rı yüz­me­ye” zor­la­mak hem çocuk­la­ra hem de biz­le­re zulüm olur. Biz­ler nasıl ki iste­me­di­ği­miz ya da hoş­lan­ma­dı­ğı­mız bir hare­ket yap­tık­la­rın­da onla­ra kar­şı olum­suz kar­şı­lık veri­yor­sak ben­zer duru­mu çocuk­la­rı­mız da yaşı­yor­lar. Bu neden­le ‑özel­lik­le bece­ri iste­yen işler­de- zor­la­yı­cı olmak yeri­ne teş­vik edi­ci olma­yı daha doğ­ru bulu­yo­rum. Bunu yapar­ken de her şey­den önem­li­si bek­len­ti­mi­zi makul düzey­de tut­mak olma­lı.

Uzun oldu ama son bir nok­ta­ya daha değin­mek isti­yo­rum. Biz okul­da çocuk­lar­la bir şey­ler yapar­ken bütü­ne yöne­lik çalış­mak duru­mun­da­yız. Örne­ğin top­lu bir faali­yet yapar­ken birey­sel fark­lı­lık­la­rı göz önü­ne alma­mız çok kolay olmu­yor maale­sef. O neden­le bazen göz­den kaçan durum­lar ola­bi­lir. Bura­da bek­len­ti­miz, sizin fark etti­ği­niz durum­lar­la ilgi­li biz­le­re bil­gi ver­me­niz­dir. Ancak bura­da duy­gu­sal değil tama­men man­tık­lı hare­ket etme­li­si­niz. Örne­ğin çocu­ğu­nuz çok güzel bir resim çizip size gös­ter­di­ğin­de hemen çocu­ğu­mu­zun gör­sel sanat­lar­da yete­nek­li oldu­ğu kanı­sı­na var­ma­ma­lı­sı­nız. Yete­nek ve bece­ri sürek­li­lik arz etme­li­dir.

Son söz: “Bek­len­ti­le­ri­miz, çocuk­la­rı­mı­zın hayal­le­riy­le örtüş­me­di­ği süre­ce sade­ce bize ait olur. Çocuk­la­rı­mız bu bek­len­ti­yi pay­laş­maz­lar. Önce­li­ği onla­rın hayal­le­ri­ne ver­me­dik­çe, ortak bek­len­ti­ler oluş­tur­ma­dık­ça hedef­le­ri­mi­ze ulaş­ma­mız çok zor ola­cak­tır.”

Sürç’ü lisan ettik­se affo­la!